Bütün ümmet yanıldı sen ve hocan doğrusunuz!
Diyelim ki türk alimler yanıldı.
Peki ya tüm arap alimler?
Ben arap hocalardan da eğitim aldım ve arapça 5 tefsirim var.
Hepsi hocani yalanlıyor.
Alıntı
Bütün ümmet yanıldı sen ve hocan doğrusunuz!
Diyelim ki türk alimler yanıldı.
Peki ya tüm arap alimler?
Ben arap hocalardan da eğitim aldım ve arapça 5 tefsirim var.
Hepsi hocani yalanlıyor
O zaman bu çocukça ifadelerini takrarlayıp duracağına Abdülaziz Bayındır Hocamın söylediklerinin yanlış olduğunu ispatlamak senin için zor değildir.Videoda bahsedilen ayetleri Abdülaziz Hocam gibi tek tek açıkla bizlerde öğrenelim.
Bu çağrıyı 3. sefer yapıyorum.Henüz videoda geçen ayetlerle alakalı hiçbir açıklama yapmadın.
Kuran’ın ayetleri zan değildir.Kuran’ın ayetleri ilimdir.İnsanların çoğunluğunun ne dediğini önemi yoktur.Önemli olan Kuran’ın ayetlerinin manasıdır.Çoğunluk sebebiyle bir görüş,fikir doğru demek değildir.Hindistanda milyonlarca insan ineğe tapıyor.Çinde 2 milyara yakın insan budist.Dünya yüzünde kaç milyar müslüman var?
Körükörüne taklit neymiş anlarsın umarım.
En’am 116-117
Yeryüzünde bulunan(insan)ların çoğuna uysan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zannediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.
Rabbin, (evet) O, yolundan sapan(lar)ı çok iyi bilir ve O, yolda olan(lar)ı çok iyi bilir.
Bu ummetin tüm otoriter Alimlerinden söz ediyorum.
14 asırdır bu böyle! Mürcie fırkası hariç
Çelebi emin ol bu cevabimdan sonra nasıl davranaçağını Allah biliyor 🙂
Ben buna iman etmişim !
Videoda Abdülaziz Bayındır Hoca Peygamberimizin de hata yaptığını söylüyor.Ümmetin alimlerinin çoğunluğunun hata yapmaz olmasının da doğru olmadığını söylüyor.Buna göre videodaki Abdülaziz Bayındır’ın bahsettiği ayetleri sen bizlere çok rahat ve iyi bir şekilde açıklayabilirsin.Bu teklifimde çok samimi olduğumu ifade ederim.Gerçekten Abdülaziz Bayındır Hocanın söylediği gibi değilse bizde bunu bilelim yanlış bir şey yapmayalım.
Videoyu izledim..Kur’an ayetlerinin lafzını zikretmek kolaydır..Önemli olan ayetleri doğru ve istikametli anlamaktırKur’an baştan başa sarih olarak, Cenab-ı Hakkın “alim-i külli şey” olduğunu ve ilminde noksan olmadığını ve yaş ve kuru herşeyin kitab-ı mübinde ve levh-i mahfuzda yazılı olduğunu beyan etmesi ve Allahın “bilmemesi” ve “görmemesi” ve “yeni bir şeyler öğrenmesi” noksan sıfatlar olduğundan, böyle bir şeyi Allah’a isnad etmenin “küfür” olduğu kesin ve şüphesiz olması ispat eder ki, o ayetler bu adamın anladığı gibi değil, diğer milyonlarca İslam aliminin ve mü’minin icma ve ittifak ile anladığı gibidir..Bu adam basit fikirli ve aklını ve kalbini dağıtmş olduğundan ve Kur’anı ihata edemediğinden ve Kur’anın tefsiri olan hadis-i şeriflerin işine gelmeyenlerini inkar ettiğinden böyle dalalate gidiyor.
Daha önce söylediğim gibi Abdulaziz Bayındır bunu hep yapıyor..Mesela, “ahsen-ül halıkin” kelimesinden “Allahtan başka yaratıcılar da var” manasını çıkarıyor…Bayındırın hali Kur’anda bulunan “ahsen-ül halıkin” “Allahü Ekber” “erhamürrahimin” “hayrurrazıkin” gibi cümlelere bakıp “bak Kur’an Allahtan başka ilahlar, halıklar, rezzaklar, rahimler olduğunu söyüyor” diyen adam gibidir…Halbuki Kur’an baştan sona tevhidi izah ve ispat etmesi gösteriyor ki, bu cümleler o adamın anladığı gibi değil. Kur’an baştan başa sarih olarak, Cenab-ı Hakkın “alim-i külli şey” olduğunu ve ilminde noksan olmadığını ve yaş ve kuru herşeyin kitab-ı mübinde ve levh-i mahfuzda yazılı olduğunu beyan etmesi ve Cenab-ı Hak hakkında “görmemek” ve “bilmemek” ve “ilminin artması” gibi şeylerin noksan sıfat olması ve böyle şeylerin Allah’a isnad edilmesinin düşünülemeyeceği ispat eder ki, o ayetlerden maksat başkadır.Aslında bu adam, işine gelmediği zaman bazı cümlelerin lügat manalarını tevil edebiliyor…Mesela, “ven-şakkal-kamer” gibi açık ve sarih bir cümleyi “hakikat ortaya çıktı” diye tevil edebiliyor..Bu da gösteriyor ki, bu adam ayetlere kendi bozuk itikadına göre mana veriyor..Adam, kaderi inkar ettiği ve bilmenin zorlama olduğunu zannettiği ve Allahın ezeliyetini anlamadığı ve Allahın bütün zamanları ve mekanları gördüğünü inkar ettiği için, bu fikirlerinin çürümemesi ve cerhedilmemesi için haşa “Allah bilmez” diye bir safsata söylüyor….Eğer bu adam, kadere iman etseydi ve Allahın ezeliyetini aklına sığıştırsaydı ve bütün zamanları ve mekanları bir anda gördüğünü ve ezelden ebede bütün kainatın nazar-ı şuhudunda olduğunu kabul etseydi, bu ayetleri bu fikirlerine göre tevil ederdi..
Elhasıl; Bayındır, ehl-i sünnet vel-cemaat çizgisinden çıkıp, bütün ehl-i sünnet alimlerine iftira atan ve “müctehidler Kur’andan habersiz” diyenlerin ne hallere düştüğüne ibretli bir örnektir…Ey kardeşlerim ibret alalım..
Son olarak, tevbe kapısı açıktırCenab-ı Hak, bu adamı ıslah etsin…Eğer ıslah olmuyorsa bütün ehl-i imanı bu adamın şerrinden muhafaza etsin.amin.
Alıntı
Aliimran 140-41-42 ve tevbe 16. ayetler ile Allahın bilmemesi konusunda ne uzaktan ne yakında alakası yoktur.
tıkla gör: petinya.org/showthread.php?p=846165#post846165Ali İmran 140-141-142 ve Tevbe süresi 16. ayetlerin meal ve tefsiri
ALLAHIN GELECEKTEN HABER VERDİĞİ AYETLER
43- Sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı, yoksa kitaplarda sizin için bir beraat mi var?
44- Yoksa onlar: “Biz intikam almaya muktedir bir topluluğuz” mu diyor-
45- Yakında o topluluk hezimete uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar. ( )
46- Ama onların asıl azap vakti kıyamettir. Kıyamet daha belâlı ve daha acıdır.
47- Şüphesiz günahkârlar sapıklık ve ateş içindedir.
48- Tadın ateşin dokunmasım.” denilerek cehennemde yüzleri ustü sürüklenirler.
49. Şüphesiz biz her şeyi bir ölçü ile yarattık.
50- Bizim emrimiz ancak bir göz kırpması gibi, bir tek (kelirne)den ibarettir.
51- Andolsun ki biz sizin benzerlerinizi helak ettik. Var mı bir ibret alan?
52- Yaptıkları her şey kitaplardadır (amel defterlerindedir).
53- Küçük ve büyük hepsi yazılmıştır.
54- Şüphesiz takva sahipleri cennetlerde ve ırmaklardadır.
55- Kudret sahibi ve mülkü çok yüce Allah’ın huzurunda, hak meclisindedirler.
KAMER SÜRESİ
Alıntı
.
Peki soruyu şöyle sorayım sana Çelebi kardeşim:
Mesela “ahsen-ül halıkin” “Allahü Ekber” “erhamürrahimin” “hayrurrazıkin” gibi cümlelere bakıp “bak Kur’an Allahtan başka ilahlar, halıklar, rezzaklar, rahimler olduğunu söylüyor” diyen ve “sen bu ayetlere verdiğim tercümeyi çürütebilir misin” diye dava eden bir kimseye nasıl cevap verirsin? veya Mesela, biri dese ki ayette “Allah unuttuğunu söylüyor..bu ayetin tercümesinin yanlış olduğunu söyleyebilir misin? Ya ayetin tercümesinin yanlış olduğunu ispatla veya Allahın gerçekten unuttuğunu kabul et” dese ona ne cevap verirsin? veya mesela bir kimse sana dese: “Ayette Allahın eli olduğunu ve oturduğunu söylüyor..Bu ayetlerin tercümesini inkar edebilir misin..Öyle ise, Allahın eli olduğunu ve oturduğunu kabul etmek zorundasın”..dese ne cevap verirsin?
Demek ki, bir ayette geçen kelimenin sadece lügat manasına değil, Kur’an ve sünnet bütünlüğü içinde o ayetin maksadına bakılır ve diğer Kur’an ayetlerinde ve sünnette o ayetin izah ve tefsirine ve hakiki manasına ve maksadına bakılır..Eğer diğer ayetleri ve hadis-i şerifleri nazara almazsak ve ayetin maksadına bakmazsak yukarıdaki soruyu soran adam devamlı haklı olur..Ona bir şey demeye hakkın olmaz..İşte madem Allahın ilminin sonsuz olduğunu hepimiz biliyoruz..Hem madem, bütün zamanları ve mekanları bir anda gördüğünü inkar edenin imanı gider..Madem Kur’an-ı Hakim, bir çok ayeti ile Allahın herşeyi bildiğini ve ilminde noksan olmadığını ve herşeyin levh-i mahfuzda yazıldığını çok açık beyan ediyor ve MADEM ALLAHIN HAŞA İLMİNİN ARTMASI BİR NOKSANLIKTIR..Öyle ise, bu adamın o ayetlerden anladığı mana yanlıştır, hatalıdır..
Bu adam başka bir yerde, işine gelmeyince lügat manasına bakmıyor..Mesela “venşakkal kamer” ayeti için “hakikat ortaya çıktı” diyor..Demek ki, bu adam kendi bozulmuş itikadına Kur’an ayetlerini alet yapıyor.. Allahın bütün zamanları ve mekanları bir anda gördüğünü inkar ettiği için ve kader hakikatini ve Allahın bilmesi ile cüz-i iradenin nasıl tevfik edileceğini bilmediği ve bozulmuş aklına sığıştırmadığı için haşa ve kella Allahın ezeli ve sonsuz ilmini inkar ederek, haşa Allahı cahillik ile ve acz ile ve noksan sıfatlar ile ittiham edip, dalalet fırkalarında koşturuyor..Bu adam haşa Allahı kendi gibi sadece şimdiki zamanda yaşayan ve geçmiş ve geleceği görmeyen bir varlık zannediyor herhalde..Allahın ezeliyetini ve zaman ve mekandan münezzehiyetini aklına sığıştıramıyor..
Elhasıl, madem Allahın ilmi ezelidir, sonsuzdur, zatidir, arızi değildir.. madem, bütün kainat ezelden ebede kadar Allahın nazar-ı şuhudundadır…Öyle ise, “Allah bir şeyler öğrendi” veya “Allah bazı şeyleri bilmiyor” demek insanın imanını uçurur..
Kamer süresine ne diyecek bakalım
Alıntı
Kamer süresine ne diyecek bakalım
Senin açtığın konuda cevap verdim oradan bakabilirsin
sorum şu: Allah bizim ecelimizi tayin etmiş.Şimdi, bir kimse diğer bir kimseyi tüfekle öldürüyor..Allah, ecelimizi bildiği ve belirlediği için mi o adam tüfekle öldürüyor?Yoksa, o adamın tüfek ile ateş edeceğini bildiği için mi Allah o adamın ecelini tayin ediyor?
Tüfek ile ateş eden adam: “Allah senin ecelini tayin etmiş ve ne zaman öleceğini bilmiş..öyle ise benim suçum yok” derse haklı olur mu?
Bu iki sorudan Bayındır’ın ne kadar basit düşündüğünü ve ehl-i hakikat ve ehl-i ilim nazarında ne kadar maskara olduğunu anlayınız..
Ebu çekilin inadı ışte bu
Mektubat ( 454 )
08-01-2014 Kuran Sohbetleri – Kader Konusunda Yapılan Tenkitlere Cevaplar
cok sacma bir sahis…
tevbe suresinin 16. ayetini dahi yanlis tefsir ediyor..
Allah böyle insanların serrinden korusun..
1-Mesela, “tebbet” suresi için “bu sure nazil olurken ebu leheb ve karısı hayatta değildi” diye tahmin yürütüyor…..Sürenin sebeb-i nuzülü ile ilgili hadis-i şerifi inkar ediyor..Halbuki adam bilmiyor ki, Allah bildiği için ebu leheb ve karısı cehennem gitmiyor…Onlar cehenneme gittikleri için Allah biliyor…Yani, Allah ezeli olduğu ve bütün zamanları ve bütün mekanları bir anda gördüğü ve bildiği için, onların cüzi iradelerini imana ve hidayete değil de ölene kadar küfre ve inkara kullanacağını biliyor ve görüyor ve akibetlerini haber veriyor…Yani, yine bilmenin zorlamak olduğu hatasından kaynaklanan hatalı bir tevil.
2-“hatemAllahü ala kulubihim” gibi sarih bir ayetin başına “sanki” kelimesini getiriyor…Yani, sarih bir ayeti sırf kendine delil olsun diye tevil ediyor…Halbuki, burada da Allahın ezeli ilminin ispatı vardır….Yani, Allah ezeli ilmi ile bazı müşriklerin iman etmeyeceğini, yani cüzi iradelerini iman ve hidayete kullanmayacağını biliyor ve onların kalplerine hatem vuruyor….Yani, bazı müşrikler küfür ile kendi mahiyetlerini öyle bozuyorlar ki, daha hidayet ve hayrı kabule istidatları kalmıyor..Allah bunların ölünceye kadar iman etmeyeceklerini bildikleri için, başkalarının zarar görmemesi için, kalplerine kilit vuruyor….
3-Mesela, bayındır’ın bu meselede ne kadar dağıldığının ve kafasının ne kadar karışık olduğunun en büyük delili şu sorusudur: “çocuğun eceli belli ise, niye ecelinden önce ölüyor”….Bence bayındır gidip biraz dinlenmeli….ey bayındır, o çocuğun ecelini biliyor musun ki “çocuk ecelinden önce öldü” diyorsun…..Ecelinden önce öldüğünü nereden biliyorsun?
4-Bu adam kadere iman edenlere de iftira atıyor…..Kadere iman edenleri “yan gelip yatanlar” olarak tarif ediyor….Bayındırın bu cümlesi kaderi ne kadar basit anladığını, daha doğrusu anlamadığını çok açık göstermektedir…Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebinin kader inancında “yan gelip yatmak” yoktur….Çünkü, bizim itikadımız böyle değildir….Bizim itikadımızda Allah bize bir cüzi irade vermiştir…Yani, yaptığımız kötülüklerden mesulüz…Allah, bizim cüzi irademizi nasıl kullanacağımızı biliyor ve ona göre bize bir kader çiziyor…Yani, mesela Allah bir kimsenin ecelini tayin ederken, başka bir kimsenin cüz-i iradesiyle ateş edeceğini ve bizi vuracağını biliyorBizim rızkımızı belirlerken bizim cüzi irademizle yaptığımız çalışmaları ve duaları da biliyor ve ona bakarak bize rızık tayin ediyor…Mesela, bizim cüzi irademizi kullanarak nasıl bir hayat yaşayacağımızı biliyor ve bize ona göre bir kader ve akibet belirliyor….Yani, bayındırın zannettiği gibi kader cüzi iradeden hariç değil…Öyle ise, kadere hakiki iman eden biri Allahın cüzi iradesine nazar ettiğini ve ona göre bir kader yazdığını bildiği için vazifesini tam olarak yapar…Allahın vazifesine karışmaz..
5-bayındır, öyle bir hata yapıyor ve öyle cinayetler işliyor ki, insanın tüyleri ürperiyorÇünkü, bayındır bir tek “bilmenin zorlamak olmadığını” anlamadığı için Allah’a haşa cehl ve acizlik isnad ediyor….Bunun yanı sıra, bütün hayatımızı ve hayatımızdaki herşeyi tesadüfe veriyor…Yani, bayındıra göre, dünyaya gelmemiz tesadüf, anne babamız tesadüf, rızkımız tesadüf, şifamız tesadüf, şu anda yaşamamız ve hayatımızı devam ettirmemiz tesadüf, ecelimiz tesadüf, bir kimse tesadüfen bizim hayatımıza son verebilir….Böyle bir dalaletten Allah’a sığınırız.Bu teferruatta yapılmış bir hata değildir….Allah hepimizi böyle bir duruma düşmekten korusun.
6-Yine bu adam bir tek “bilmenin zorlamak olmadığını ve ezeliyet hakikatini ve Allahın zamandan münezzehiyetini ve bütün kainatın ezelden ebede onun nazarında ve huzurunda olduğunu anlamadığı ve aklına sığıştıramadığı için, Kur’anın “ezeli bir kelam” olduğunu ve “Kur’anın manalarının Allahın ezeli ilminde olduğunu” inkar ediyor….Yani, Kur’an’ın ezeli olan “kelam” sıfatından, yani “kelam-ı ezeli” den geldiğini inkar ediyor..
7-Bayındır, öyle hurafeleri kabul etmek zorunda kalıyor ki, insan düşündükçe böyle bir duruma düşmekten Allah’a sığınıyor..Düşünebiliyor musunuz, bütün peygamberlerin ve özellikle Hz İsanın haber verdiği ve müjdelediği Muhammed aleyhisselam gibi birini haşa Allah bilmiyor..Yani, Muhammed aleyhisselam ve ona inzal olan Kur’an Allahın ezeli ilminde yok haşaOysa ki, şu anda tahrif olmuş İncilde bile “ben gidiyorum ta size faraklit gelsin” “Alemin reisinin gelmesinin hükmü gelmiştir” gibi cümlelerle Muhammed aleyhisselama işaret ediliyorBiliyorsunuz ki faraklitin arapça karşılığı “Ahmed”…
8-Daha çok maddeleri burada sıralarım..Fakat bu kadar kafi.. Kur’andaki bazı kelimelerin yalnızca lügat manalarına bakılmaz…Kur’an ve sünnet bütünlüğü içinde, o kelimenin ve o ayetin hakiki manasına ve maksadına bakılır….Kur’anda çok kelime ve cümle var ki, lügat manasını aynen kabul ettiğin zaman dalalete gidersin…..Mesela, “unuttu” “Allah’ın eli” “Allah oturdu” gibi….İşte videoda izlediğiniz gibi, bayındır çok ayetleri bu şekilde tevil ediyor…”bu ayette aslında böyle demek istedi” diyor..Fakat nedense aynı kuralı iddia ettiği ayetlere uygulamıyor…Halbuki, Allah’a noksan sıfat isnad etmek küfürdür…Allahın ilminin ezeli değil de arızi olduğuna ve haşa Allahın yeni birşeyler öğrendiğine itikad etmek imanı zedeler…Allahın haşa bizim gibi zaman nehrinde akan ve bizim gibi zaman içinde yuvarlanan bir varlık olduğunu zannetmek insanı dalalete atar…Allah Kur’anda kendi hakkında “alim-i külli şey” dediği halde, bu ayeti inkar edip, haşa “hayır Allahın bilmediği şeyler de var” demek imanı uçurur….Yani, haşa “Allahın bilmediğinin delili” olduğunu iddia ettiği ayetlerin tevil edilmesine daha çok ihtiyaç va…rFakat, bu adam sırf “kader” hakikatini aklına sığıştıramadığından yukarıda saydığım dehşetli hurafeleri ve fikirleri kabul etmek ve en sarih ayetleri bile tevil etmek mecburiyetinde kalıyor..
Elhasıl, bu adamın yaptığı en büyük ve en birinci hata “bilmenin zorlamak olduğunuz zannetmesidir”…Diğer bütün fikirlerini hep bu çürük temele bina ediyor…Temel çürük olunca da üstüne bina ettiği fikirler hemen yıkılıyor.
Ne diyelim…Allah hem bizi hem de bu adamı ıslah etsin…….Ehl-i imanı bunların cerbezeli fikirlerinden muhafaza etsin..amin
Çelebiler kardeşim, yukarıda saydığım maddelerin hangisine itirazın var ve ne için? Bize izah edebilir misin?
İşte dalalette, iktidarsızlar muktedir görünmeleri ve ehemmiyetsizler şöhret kazanmaları içindir ki, hodfüruş, şöhretperest, riyakâr insanlar ve az bir şeyle iktidarlarını göstermek ve ihafe ve ızrar cihetinden bir mevki kazanmak için ehl-i hakka muhalefet vaziyetine girerler. Tâ görünsün ve nazar-ı dikkat ona celbolunsun. Ve iktidar ve kudretle değil, belki terk ve ataletle sebebiyet verdiği tahribat ona isnad edilip, ondan bahsedilsin. Nasılki böyle şöhret divanelerinden birisi, namazgâhı telvis etmiş, tâ herkes ondan bahsetsin. Hattâ ondan lanetle de bahsedilmiş de, şöhretperestlik damarı kendisine bu lanetli şöhreti hoş göstermiş diye darb-ı mesel olmuş.
Lem’alar ( 86 )
Abdülaziz Bayındır’ın Allah Geleceği Bilmez dalaleti
Abdülaziz Hoca’nın ne söylediğini söylemeden yukarıdaki yazıları yazmanız yargısız infazdır.Merak eden varsa buyursun buradan da izlesin videoyu
Diğer konuda da Abdülaziz Hocanın delil olarak gösterdiği ayet ve kendi açıklamaları bu derste mevcuttur.
Diğer konuda o ayetler Abdülaziz Hoca’nın dediği gibi değilse sizin de arapça bilginiz varsa doğrularını bize siz açıklayın diye ricada bulunmuştum.Bu ricayı burada da yineliyorum.Bu ayetlerin meallerini bize siz kendiniz açıklarsanız memnun oluruz.
Diğer tüm meallerin tercümelerinin hatalı olduğunu Abdülaziz Hoca söylemektedir.O mealler üzerinden giderseniz yine aynı hatalara düşersiniz diyor.Siz Abdülaziz Hoca’nın yanlış meallendirdiğini düşündüğünüze göre doğrusunu bize bildirin.Biz de öğrenelim.
Cevap: Abdülaziz Bayındır’ın Allah Geleceği Bilmez dalaleti