pan style=”font-family: verdana”>Abbasî döneminin ilk dönemine genel olarak bakıldığında Ali-Fatıma evladının herhangi bir isyan girişimleri bulunmasa bile sürekli denetim altında tutulduklarını görüyoruz. Bu sebeple hapsedilenler, sürülenler, takip edildikleri için kaçıp saklananlar olmuştur. Ancak halifelerin tamamı aynı ölçüde baskıcı davranmamışlardır. Me’mun, Mu’tasım, Vasık ve Muntasır’ın hilafetleri bu anlamda ilişkilerin düzeltildiği, hataların telafi edildiği zaman dilimleri kabul edilir
II. yüzyılın yarısından itibaren bazı Ehl-i Beyt mensupları farklı coğrafyalara dağılmışlardır. Fas’ta devam etmekte olan İdrisî Devleti’nin temelleri bu dönemde atılmıştır. Yine Hazar Denizi’nin kuzeyinde Taberistan bölgesinde, Mekke’de, Yemen’de Ehl-i Beyt yönetimleri ortaya çıkmıştır. Ticaret yolları vasıtasıyla Kore’ye kadar giden Ehl-i Beytten bahsedilmektedir. Ayrıca Türkistan bölgesi ve Malezya gibi bazı bölge insanları Ehl-i Beyt mensupları sayesinde Müslüman olduklarını söylemektedirler. Yerleştikleri bölgelerin yerel halkıyla yaptıkları evlilikler sonucunda da, Arabından-Çinlisine, Türkünden-Acemine kadar farklı farklı ırklara mensup Seyyid ve Şerifler doğmuşlardır.
Ali-Fatıma evladı merkezli bazı itikadi mezhepler ve oluşumlar da mevcuttur. Erken tarihte daha çok Rafızi olarak adlandırılan bu topluluklar, daha sonra Şia genel başlığı altında İmamiyye (İsnâ Aşeriyye veya Caferiyye), İsmailiyye (Sebıyye veya Batıniyye) ve Zeydiyye gibi özel isimlerle anılmaya başlamışlardır.
Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın evladı Fütüvvet ve Ahilik mesleğinde de birinci derecede önemli temel şahsiyetler olmuşlardır. Fütüvvet adab ve erkanı arasında Hz. Ali ve evladına dayalı sayısız unsur yer almaktadır.
Tasavvuf kültüründe Hulefa-i Raşidin’e nisbet edilen ana tarikatlardan birisi de Hz. Ali’ye dayandırılan turuk-ı Aliyye’dir. Bu tariklerin silsilelerinde mutlaka Hz. Peygamber’in ilk sekiz torunundan bir veya daha fazlası yer almaktadır ve bu silsileler ‘silsiletü’z-zeheb’ olarak adlandırılmaktadır.
İslam Kültüründe Ehl-i Beyt Sevgisi
Tarih içindeİslam devletlerine bakıldığında Ehl-i Beyt mensuplarına Peygamber torunları olmaları hasebiyle son derece hürmet edildiği görülmektedir. Türk-İslam literatürünün ilk örneklerinden olup, Yusuf Has Hacib (462/1070)’in kaleme aldığı ve Karahanlı hakanı Buğra Han’a takdim ettiği Kutadgu Bilig adlı eserde, Ali evladı ile münasebetlere değinilmiş ve bu konuda şu tavsiyelerde bulunulmuştur:
"Hizmetkarlardan başka ve beyin adamları dışında, münasebette bulunacak kimseler şunlardır.
Bunlardan biri Peygamber’in neslidir; bunlara hürmet edersen, devlet ve saadete kavuşursun.
Bunları pek çok ve gönülden sev; onlara iyi bak ve yardımda bulun.
Bunlar Ehl-i Beyttir, Peygamber’in uruğudur; ey kardeş, sen de onları, sevgili Peygamber için sev.
Ağızlarından yakışıksız bir söz çıkmadıkça, onların içini-dışını ve aslını-esasını araştırma".
İslam Devletlerinde Âl-i Muhammed’e sevgi, hürmet gösterme ve onları maddi ve manevi anlamda koruma gayreti nakiblik müessesesinin doğmasına yol açmıştır. Devletin bir organı olarak faaliyet gösteren Nikabet müessesesinin temel vazifesi seyyidlerin neseblerini doğru olarak tespit etmekti. Bilindiği üzere Âl-i Muhammed’in zekat almaları haramdır, bu husus Hz. Peygamber tarafından yasaklanmıştır. Dolayısıyla seyyidlerin maişet sıkıntısı çekmemeleri için daimi tahsisatta bulunmak da nakiblerin vazifeleri arasında yer almaktaydı. Ayrıca bu müessese vasıtasıyla seyyidlerin hatalı fiillerden korunmasına da çalışıldığı görülmektedir. Bir suç işlediklerinde ise cezaları yine nakîbler tarafından tatbik edilmekteydi.
Nikabet müessesesi İslam devletlerinde devamlılık gösteren bir müessese olmuştur. Osmanlı Devleti’nde ise Nakibü’l-eşraflık adını almıştır. Nakibü’l-eşrafların kendileri de Ehl-i Beyte mensup oluyorlar ve devlet protokolünde hemen padişahtan sonra yer alıyorlar, padişahlara onlar kılıç kuşatıyorlardı. Nakibü’l-eşraflık Osmanlı’nın son günlerine kadar hayatiyetini devam ettirmiştir.
Görüldüğü gibi Müslümanların nazarında Ehl-i Beytin yeri ve önemi büyüktür. Yapılması gereken Ehl-i Beyti bilmek, tanımak, benimsemek ve anmak konusunda bilinçli olmaktır. Bunun için ise geleneğimizle bağ kurmamız bize yardımcı olacaktır. Zira inanıyoruz ki Ehl-i Sünnetin yeri, Ehl-i Beytin yanıdır ve Ehl-i Beytin sevgisi ilelebed müminlerin gönüllerinde bakidir.
Dr. Gülgûn UYAR
EyvAllah kardeş Allah c.c. razı olsun…
emeviler döneminde islamiyet, muaviye donemi ve hz aliye hakaret, emeviler dönemindeki siyasi gelişmeler
Emeviler döneminde niçin Hz.Aliye hakaret ediliyordu?
Allah c.c. razı olsun bir şey sorucam emeviler döneminde niçin Hz.ALi r.a. ye hakaret ediliyordu?
Cevap: Emeviler döneminde niçin Hz.Ali (ra)’ye hakaret ediliyordu?