Sakaleyn kardeşim,
Öncelikle, Hazret-i Ali (r.a.) yirmi seneden ziyade o hulefâ-i selâseye ittibâ ederek onların şeyhülislâmlığı makamında bulunmuş..
Amma Şîa-i Hilâfet ise, Ehl-i Sünnet ve Cemaate karşı mahcubiyetinden başka hiçbir hakları yoktur. Çünkü bunlar Hazret-i Ali’yi (r.a.) fevkalâde sevmek dâvâsında oldukları halde tenkis ediyorlar ve sû-i ahlâkta bulunduğunu onların mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki, Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (r.a.) haksız oldukları halde, Hazret-i Ali (r.a.) onlara mümâşât etmiş, Şîa ıstılahınca takiyye etmiş, yani onlardan korkmuş, riyâkârlık etmiş. Acaba böyle kahraman-ı İslâm ve Esedullah ünvanını kazanan ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı riyâkâr ve korkaklıkla ve sevmediği zatlara tasannukârâne muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade havf altında mümâşât etmekle, haksızlara tebaiyeti kabul etmekle muttasıf görmek, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali (r.a.) teberrî eder.
İşte, ehl-i hakkın mezhebi hiçbir cihetle Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkis etmez, sû-i ahlâk ile itham etmez, öyle bir harika-i şecaate korkaklık isnad etmez ve derler ki: Hazret-i Ali (r.a.) Hulefâ-i Râşidîni hak görmeseydi, bir dakika tanımaz ve itaat etmezdi. Demek ki, onları haklı ve râcih gördüğü için, gayret ve şecaatini hakperestlik yoluna teslim etmiş. 3
Elhasıl: Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir. İstikamet ise, hadd-i vasattır ki, Ehl-i Sünnet ve Cemaat onu ihtiyar etmiş. Fakat, maatteessüf, Ehl-i Sünnet ve Cemaat perdesi altına Vahhâbîlik ve Haricîlik fikri kısmen girdiği gibi, siyaset meftunları ve bir kısım mülhidler, Hazret-i Ali’yi (r.a.) tenkit ediyorlar. Hâşâ, siyaseti bilmediğinden hilâfete tam liyakat göstermemiş, idare edememiş diyorlar. İşte bunların bu haksız ithamlarından, Alevîler Ehl-i Sünnete karşı küsmek vaziyetini alıyorlar. Halbuki, Ehl-i Sünnetin düsturları ve esas-ı mezhepleri, bu fikirleri iktiza etmiyor, belki aksini ispat ediyorlar.
Haricîlerin ve mülhidlerin tarafından gelen böyle fikirlerle Ehl-i Sünnet mahkûm olamaz. Belki Ehl-i Sünnet, Alevîlerden ziyade Hazret-i Ali’nin (r.a.) taraftarıdırlar. Bütün hutbelerinde, dualarında Hazret-i Ali’yi (r.a.) lâyık olduğu senâ ile zikrediyorlar. Hususan, ekseriyet-i mutlaka ile Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebinde olan evliya ve asfiya, onu mürşid ve Şah-ı Velâyet biliyorlar. Alevîler, hem Alevîlerin, hem Ehl-i Sünnetin adâvetine istihkak kesb eden Haricîleri ve mülhidleri bırakıp ehl-i hakka karşı c
ephe almamalıdırlar. Hattâ bir kısım Alevîler, Ehl-i Sünnetin inadına sünneti terk ediyorlar. Her ne ise, bu meselede fazla söyledik; çünkü ulemanın beyninde ziyade medar-ı bahs olmuştur.
Ey ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat! Ve ey Âl-i Beytin muhabbetini meslek ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu mânâsız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizâı aranızdan kaldırınız. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir surette hükmeyleyen zındıka cereyanı, birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvveti ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye mâbeyninizde varken, iftirakı iktiza eden cüz’î meseleleri bırakmak elzemdir.
hz ömer hz ali kavgası, hz ömer hz fatımayı dövdü mü, hz ömer hz. fatımayı dövdü mü
Hz. Ali, neden Hz. Fatıma’yı Ömer ve ötekilerin saldırısına karşı korumadı?!
Şianın bu soruya cevabı ;
Alıntı
Şia alimleri, tarih boyunca bu şüpheye çeşitli cevaplar vermişlerdir. Burada o cevaplardan bazılarına yer vereceğiz:
Hz. Ali (a.s) olay karşısında Ömer İbn Hattab’a çok sert tepki göstermiştir
Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s), ilk aşamada bunların eşi Hz. Fatıma’ya saldırma niyetleri olduklarını görünce onlara oldukça sert tepki göstermiştir. O sırada Ömer’in yüz ve suratına yumrukla vurarak onu yere indirmiştir… ancak Peygamber efendimizin (s.a.a) emirleri doğrultusunda daha ileri gitmeyerek sabır göstermiş ve olayı uzatmamıştır. Burada saldıranlara bunu açıklamak istemiştir ki eğer ben sabır ve tahammül etmeye emir olunmamış olsaydım ve Allah’ın isteği bu yönde olmuş olmasaydı, hiç kimse böyle bir düşünceyi zihninden bile geçiremezdi. Ama Hz. Ali her zaman olduğu gibi burada da Allah’ın emirleri doğrultusunda hareket etmiştir.
Hz. Ali’nin (a.s) halis yaranlarından olan Suleym İbn Kays bu konu hakkında kendi kitabında şöyle yazmaktadır:
وَدَعَا عُمَرُ بِالنَّارِ فَأَضْرَمَهَا فِی الْبَابِ ثُمَّ دَفَعَهُ فَدَخَلَ فَاسْتَقْبَلَتْهُ فَاطِمَةُ علیه السلام وَصَاحَتْ یَا أَبَتَاهْ یَا رَسُولَ اللَّهِ فَرَفَعَ عُمَرُ السَّیْفَ وَهُوَ فِی غِمْدِهِ فَوَجَأَ بِهِ جَنْبَهَا فَصَرَخَتْ یَا أَبَتَاهْ فَرَفَعَ السَّوْطَ فَضَرَبَ بِهِ ذِرَاعَهَا فَنَادَتْ یَا رَسُولَ اللَّهِ لَبِئْسَ مَا خَلَّفَكَ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ.
فَوَثَبَ عَلِیٌّ (علیه السلام) فَأَخَذَ بِتَلابِیبِهِ ثُمَّ نَتَرَهُ فَصَرَعَهُ وَوَجَأَ أَنْفَهُ وَرَقَبَتَهُ وَهَمَّ بِقَتْلِهِ فَذَكَرَ قَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ (صلی الله علیه وآله) وَمَا أَوْصَاهُ بِهِ فَقَالَ وَالَّذِی كَرَّمَ مُحَمَّداً بِالنُّبُوَّةِ یَا ابْنَ صُهَاكَ لَوْ لا كِتابٌ مِنَ اللَّهِ سَبَقَ وَعَهْدٌ عَهِدَهُ إِلَیَّ رَسُولُ اللَّهِ (صلی الله علیه وآله) لَعَلِمْتَ أَنَّكَ لا تَدْخُلُ بَیْتِی.
Ömer, ateş isteyerek onunla evi tutuşturdu. Sonra kapıya yüklenerek onu açtı ve içeri girdi! Hz. Fatıma (s.a) Ömer’in tarafına gelerek Ey Babacığım! Ey ResulAllah! Diye feryat etti. Ömer kılıcını kınında olduğu bir şekilde kaldırarak Hz. Fatıma’nın yanına (kaburgasına) vurdu. Hz. Fatıma feryat ederek Ey babacığım! diye bağırdı. Bu sırada Ömer kamçısını çıkararak Hz. Fatıma’nın koluna vurdu. Hz. Fatıma ‘Ey ResulAllah! Ömer ve Ebu Bekir senin geride bıraktığına ne kadar da kötü davranıyor’ diye feryat etti.
Bu sırada Hz. Ali (a.s) yerinden sıçrayarak Ömer’in yakasından tutarak onu hızlı bir şekilde çekerek kaldırıp yere vurdu. Burnuna ve boynuna vurdu. Onu öldürmeyi istedi, ancak Allah Resulünün (s.a.a) sözünü hatırladı ve ona buyurmuş olduğu vasiyet aklına geldi ve şöyle buyurdu: Ey Suhak’ın oğlu! (Ömer’in babası Hattab’ın annesinin adı) Muhammed’i peygamberlikle şereflendirdiği Allah’a yemin olsun ki eğer ilahi mukadderat ve peygamberin benimle olan ahitleşmesi olmasaydı, evime giremeyeceğini çok iyi biliyordun. (Süleym İbn Kays Hilali’nin, ‘ölüm tarihi, 80 hicri’ kitabı, s. 568)
Aynı şekilde ehli sünnetin meşhur müfessiri Alusi, şöyle yazmakta:
أنه لما
یجب على غضب عمر وأضرم النار بباب على وأحرقه ودخل فاستقبلته فاطمة وصاحت یا أبتاه ویا رسول الله فرفع عمر السیف وهو فى غمده فوجأ به جنبها المبارك ورفع السوط فضرب به ضرعها فصاحت یا أبتاه فأخذ على بتلابیب عمر وهزه ووجأ أنفه ورقبته
Ömer öfkelenerek Ali’nin evininin kapısını yakarak içeri girdi. Fatıma (s.a) Ömer’in tarafına gelerek Ey Babacığım! Ey ResulAllah! Diye feryat etti. Ömer kılıcını kınında olduğu bir şekilde kaldırarak Hz. Fatıma’nın mübarek yanına (kaburgasına) vurdu. Sonra kamçısını çıkararak Hz. Fatıma’nın koluna vurdu. Hz. Fatıma Ey Babacığım! diye feryat etti. Hz. Ali (a.s) yerinden sıçrayarak Ömer’in yakasından tutarak onu hızlı bir şekilde çekerek kaldırıp yere vurdu. Burnuna ve boynuna vurdu. (Alusi Bağdadi, Allame Ebu’l Fadl Şahabuddin es- Seyyid Mahmut ‘Ölümü 1270 hicri’ Ruhu’l Meani fi Tefsiri’l Kur’an el- Azim ves’ sebu’l Mesani, c. 4, s. 124, Daru ihya’u turas el- Arabi, Beyrut)
Alusi, bu rivayeti hiçbir eleştiri ve haşiyeye inmeden nakletmiştir. Bunu bu şekilde açıklaması rivayeti kabul ettiği anlamına gelmektedir.
Hz. Ali (a.s) bu büyük musibet ve belâ karşısında Allah ve Resulü (s.a.a) tarafından sabır ve tahammülle görevlendirilmişti. Burada da bu emir doğrultusunda hareket ederek böylesine zor bir durumda sabretmiştir.
Merhum Seyyid Raziyuddin Musevi, şerif kitabı Hasaisu’l Eimme (s.a) kitabında şöyle yazmakta:
İmam Kazım (a.s) diyor ki babam imam Cafer Sadık’a şöyle sordum: Hz. Resulullah kendisine geldikten sonra ne oldu? (Peygamberin kağıt kalem getirmelerini emretmesi ve Ömer’in bu sayıklıyor bize Kur’an yeter deyip kağıt kalemin getirilmesine mani olduktan sonra) (Ömer’in bu sözünden Allah’a sığınırız) şöyle buyurdu: Kadınlar içeri girdi ve ağlama sesleri yükseldi. Muhacirler ve Ensar toplanmış ve üzüntü ve kederlerini gösteriyorlardı. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: O sırada Resulullah beni çağırdı ve kendimi Allah Resulünün üstüne attım. Bana şöyle buyurdu: Kardeşim! Bu insanlar beni bırakacak ve dünya işleriyle uğraşacaklardır, ancak bu durum benim işlerimi görmene mani olmasın. Sen bu ümmet içinde Kabe gibisin. Allah onu uzak yerlerden onun yanına gelmesi için bir nişane karar kılmıştır… sana vasiyetim bittikten sonra dünyadan göçtüğümde ve bedenimi kabre koyduğunda evinde otur ve sana emrettiğim gibi Kur’an’ı farzlar, hükümler ve nüzul sırasına göre bir araya getir. Sana ve Fatıma’ya bu topluluktan gelecek her türlü şeye karşı sabırlı olmanı vasiyet ediyorum. Bana ulaşıncaya kadar sabret. (Şerif Razi, Ebu’l Hasan Muhammed bin Hüseyin bin Musa el- Musevi el- Bağdadi, ‘Ölümü, 406 hicri’ Hasaisu’l Eimme, s. 73 ve Biharu’l Envar, c. 22, s. 484)
Bu konu hakkında rivayet çok fazladır, ancak biz konuyu fazla uzatmamak için bununla yetiniyoruz.
Bu olayın değeri o zaman anlaşılır ki Hz. Ali savaş meydanlarının korkusuz cengaveri düşmanlara saldırıyor ve küffar ordusunun yiğit ve kahramanlarını yere sererek yolundan kaldırıyor… O gün Allah’ın emriyle düşmanların Zülfikar’ın korkusuyla uykularının kaçması ve İslam’ın bu şekilde izzet kazanması gerekiyor, ancak öteki gün Allah’ın emri Zülfikar’ın asılı kalmasıyla İslam’ın korunması gerekiyor. Böylelikle İslam düşmanları İslam’dan ümitsizliğe kapılmış olacaklar…
Konu daha fazla uzamasın diye öteki cevapları burada getirmedik. (eğer yoğun istek olursa o zaman getirebiliriz.)
Öteki cevaplar başlık olarak şu şekildedir:
Neden Hz. Ali (a.s) halifelerin zamanında hiçbir savaşa katılmamıştır?!
Hz. Fatıma’nın (s.a) şehit olma ihtimali vardı!
Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) en doğru kararı almıştır.
Hz. Resulullah (s.a.a) neden Sümeyye ve öteki kadınları korumamıştır?!
Ömer neden eşini savunmamıştır?
ABNA.İR
Cevap: Hz. Ali, neden Hz. Fatıma’yı Ömer ve ötekilerin saldırısına karşı korumadı?!